19 Şubat 2011 Cumartesi

Kararsız kal ama..

Karar verme sürecinde, içine düşülen kararsızlıktan çok hep bir şeye karar verme zorunluluğu bitap düşürüyor insanı. Sorunu tam olarak anlamanın, çözümü bulmaktan daha zor olma garipliği gibi. Kötü ya da iyi ani verilen bir karar sonrasındaki 'geçici' rahatlama hissi de hep bu yüzden galiba. "Bir karar vermelisin!" öğütleri, hangi durumun iyi ya da kötü olduğunun sorgulanmasından önce gelmez mi hep..

Tercihlerinin değil tercih etmediklerinin hayatını şekillendirdiği -ki bu ayrı bir yazı konusu- dolanırken dilden dile, insan ister istemez düşer bir kararsızlık çemberi içine, zorunda hisseder kendini seçenekler arasında kararsızlığa düşmeye. Hep bir zorunlu tutulmuşluk hissi verir karar verme sürecinin beraberinde getirdiği kararsızlık. Sırf bu zorunlu tutulmuşluk hissinin yarattığı baskı ile karar vermeye odaklanıp, asıl sorunun ne olduğu unutulduğunda başlar esas film. Kendi kendine kızar, ne yaptığını sorgular ama bir türlü cevabı bulamaz, boğulur kalırsın. Halbuki dibinde ne olduğunu görmeden karanlık bir kuyuya nasıl atlarsın?

Yapma bunu işte! Ölç, biç, tart ama kendini boğma, boğdurma, zorunda tutma, tutanlardan kaç. Geri çekil, çık çemberin içinden. Bak bakalım nasıl görünüyorsun dışarıdan. Zorunlu kılınmışlıktan kendini sıyırdığın anda su yüzüne çıkman olası.

Kuyunun dibini görmen ve atlamak isteyip istemediğine daha doğru karar vermen de.

Demem o ki,

kararsız kal ama zorunda kalma!

20 Ağustos 2010 Cuma

Tatil güzeldir..



Bu sene Marmaris'te herkesi çatlatacak kadar uzun bir tatil yaptığımı ve - 12 güncük- daha da yetmediğini söyledikten sonraki tepkileri görüp korktuğumdan son kısmın üstünde fazla durmadan kısa tatil yazıma başlıyorum.

Tatil bende, sessizlik, sakin, huzur kelimeleri ile ilişkilendirilir genelde. Öyle sabaha karşı yat, akşama kadar uyu, iki denize gir yine geceler geceler.. modu pek bana göre değil demek istediğim. Hayır bunun yaşlanma ile bir alakası yok sayın okuyucu. Tamam 18'imde sabaha karşı yatma konusunda hemfikir olabilirdim belki ama yine de o zamanlar da diğer üç kelime her zaman tatilimin vazgeçilmezleri olmuştur.

Marmaris, her yönüyle yaşanabilecek en güzel sahil kasabalarından biri bence. Koyları ayrı güzel ve yakın. İlginç bir şekilde diğer tatil beldelerine göre ucuz ve de benim için en güzeli her yerde vızır vızır kiralık scooterlar dolaşmakta :) Rahat rahat gez, dolaş. Tekne turu için Gökova'dan kalkan turları öneririm ki zaten en güzel koylar o turla dolaşılıyor fakat Gökova'ya bir şekilde gidemezseniz Marmaris içinden kalkan turlar da fena değil.

Daha fazla detaya giremeyeceğim-belki sonra- zira hala tatil havasından çıkamadım takdir edersiniz. Yazdıkça sıcak basıyor, burnuma deniz kokusu geliyor. Eğer tatil için hala gidecek bir yer düşünüyorsanız, Marmaris'e gidip kendiniz kolayca her şeyi keşfedebilirsiniz benden tavsiye.

Fotoğraf tutkunları için, ünlü Marina'da güneş batımına yakın harika kareler yakalayabilirsiniz. Ben yakaladım ve paylaştım ;)

Unutmadan, tatil kitabım Ahmet Ümit, İstanbul Hatırası; ona eşlik eden kulağımdan düşmez müzik ise girişte dinlediğiniz Koop idi. İkisi de leziz.









27 Haziran 2010 Pazar

The Art of Analog Computing

Daily What, son günlerde takıldığım çok güzel bir blog. Bu eğlenceli videoyu da burada gördüm ve paylaşmadan edemedim.

Bilgisayarlı hayatınızı bir de böyle izleyin ;)
(Twitter kuşlarına çok güldüm :))

The Art of Analog Computing from meltmedia on Vimeo.

16 Haziran 2010 Çarşamba

Yeşil Kamera ile 'Dönüşüm'

Yeşil Kamera Üniversitelerarası 'Atık ve Geri Dönüşüm' Kısa Film Yarışması, Grup E yayıncılık tarafından yayınlanan Recycling Industry Dergisi tarafından Türkiye Çevre Koruma Derneği (TUÇEV) ve Çevre ve Orman Bakanlığı'nın da katkıları ile düzenlendi.

Jüride Derya Baykal, Hülya Koçyiğit, Ediz Hun, Nebil Özgentürk gibi önemli isimler de vardı. 5 kategori üzerinden toplam 15 üniversite ve her üniversiteden en az 2 veya daha fazla grup filmleri ile yarıştı.

Yarışmaya 4 kişilik 'yirmibeşartıyedibuçuk' adlı manidar grubumuzla Ege, Deniz, İlker ve ben katıldık. Bir ay gibi kısacık bir sürede hem senaryoyu, hem çekimleri, hem kurguyu, hem montajı nasıl hallettik hala inanamasam da bu süreçte nazımızı çekip, zorda kaldığımızda tek telefonla yanımızda biterek bizimle birlikte sabahlayan ve çekim aşamalarında da bize destek olan dostlar da bu sürecin unutulmazları.

Geçmişinde kısa film ile ilgili ve birlikte hiçbir çalışması olmayan bu dörtlü, birlikte kısa bir sürede çok güzel bir film yaptı ve 10 Haziran 2010 Perşembe günü İstanbul TÜYAP'ta düzenlenen ödül töreninde Elektronik Atıklar kategorisinde 'Dönüşüm' adlı ilk kısa filmleri ile birincilik ödülünü kaptı.

Ödül heyecanı ve sevinci neyse de, tören sonrasında insanların önümüzü kesip film hakkında yaptıkları inanılmaz güzel yorumlar, jürinin filmi çok beğenmesi bir ayda çektiğimiz çileyi bize tamamen unutturdu :) Nasıl güzel bir duygudur ki kelimelerle anlatılamıyor.

Film, üniversitelerde, çeşitli dernek, vakıf sempozyumlarında, fuarlarda tanıtım amaçlı gösterilecek. Biz bir süre gösteremeyecek olsak da kamera arkası görüntüleri ile zorlu sürecin eğlenceli kısmı ile ilgili ufak da olsa ipucu verebiliriz ;)


Untitled from yirmibesartıyedibucuk on Vimeo.

7 Haziran 2010 Pazartesi

Yağmur bahane

Yağmur yağmaya başladığında hafif ıslandıysan, daha fazla ıslanmamak için kuytu bir yere doğru koşturup duruyorsun. Yağmur biraz hızlandıysa ve biraz fazla ıslanmışsan, olan oldu moduna bürünüp normal adımlarla ıslana ıslana yürümeye devam ediyorsun.


Yağmursuz günde de böyle davranmıyor musun?

Hafif zorlandığında daha da hırs yapıp üstüne gidiyorsun, en zoruyla karşılaştığında koyverip gidiyorsun..


Yağmur bahane..

5 Mayıs 2010 Çarşamba

..

Bazen sizi de şaşırtmıyor mu sevdiğiniz insanların bi'telefon uzakta olması?

bazen de olamaması..