09 Kasım 2009 Pazartesi

Yarın 10 KASIM...

Yarın 10 Kasım. Saat 9.05'te sirenler Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk için çalacak ve bir dakikalık Ata'ya saygı duruşu ve akabinde Anma Törenleri gerçekleştirilecek.

O 1 dakikalık saygı duruşu boyunca, duyduğum siren sesi her zaman tüylerimi diken diken etmiştir. O bir dakika boyunca Ata'nın hikayesi, küçükken her 10 Kasım'da izlediğimiz Sarı Zeybek müziği ile birleşir ve klasik bir tabirle bir film şeridi gibi geçer gözümün önünden. O'na sahip olmak isteyen onca yabancı millete inat, O'na gerçekten sahip olmamızın anlamlı gururunu yaşar bunun yanında bu gurura yaraşır bir şekilde verilen değeri yok etme çabalarının da var olma düşüncesi, yine o bir dakika boyunca gözümde iki damla yaşa dönüşür.

Aramızdan ayrılışının 71. yılında, O'nu candan, gönülden, çıkarsız, safça ve gururla seven sayan her Atatürk çocuğu yarın, o bir dakika boyunca durum ve engel ne olursa olsun O'na ve mirasına nasıl sahip çıktıklarını sorgulayacak ve geçirecek aklından.

O'nun gibi eşsiz bir öndere sahip olmanın haklı gururunu ise sadece bir dakika boyunca değil, bir ömür boyu yaşayacak.


03 Kasım 2009 Salı

- Alıntı -

"..belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu." demiş yazar*.


*İhsan Oktay Anar, Suskunlar

26 Ekim 2009 Pazartesi

O. ve Başka Semtin Çocukları onlar..

Son zamanlarda filmlerde Türk yapımlarına yoğunlaşmış durumdayım. İzleyemediğim tüm filmleri teker teker bulup izliyorum. İlk olarak elime Başka Semtin Çocukları geçti ve yine tereddütlü bir şekilde ilk beş dakikasına bakar ve ilgimi çekmezse uyurum düşüncesiyle izlemeye başladım. Başlamamla bitmesi bir oldu desem abartmış olmam heralde. Yoğun bir günün ardından kafa dağıtmak adına izlenmek istenen bir film, beni alıp çok başka yerlere götürdü. İsmail Hacıoğlu başta olmak üzere kadro gerçekten çok iyi, güzel bir iş çıkarılmış. Oyunculuk desem gayet keyifli.

Ardından bir sonraki gün, yoğun istek üzerine O. Çocukları'nı izledim. Gerçi bu film için ön yargılarım çok fazlaydı ilk gösterime girdiğinde. O yüzden hep erteledim, sinema salonu yerine evde izlemeyi tercih ettim.
Ara ara komik ve bir o kadar da hüzünlü bir filmle karşılaştım . Türk sineması adına olumlu bir durum söz konusu bıdı bıdı bıdı ..gibi klasik cümleler kurmayacağım ama tüm önyargılarımı teker teker yine kendi başıma yıkmaktan gurur duyduğumu söyleyebilirim. Ama lütfen biri Özgü Namal'ı artık aşırı pudralamaktan vazgeçsin. Tek ricam budur.

Sonu da pek bir komik olmuş, biraz gerçeklikten uzak ama artık o kadarını da görmezden gelebiliriz. Spoiler vermekten ciddi anlamda kaçınıyorum. Zira vermem, uyarısız vereni de sevmem. Önyargılarınızı kırmak adına güzel başlangıçlar bunlar.

Bir an önce edinin. İyi seyirler...


17 Ekim 2009 Cumartesi

Alo Simit

Sevgili Tuğçe'nin Simit yazısından sonra aklıma uzunca bir süredir yazmak için ertelediğim ilginç ve bir o kadar da güzel bir olay geldi.

Arkadaşım Pelin, artık Pazar sabahları kahvaltıda canı simit istediğinde yedi kat inip simit fırınına gitmiyor ya da evde pür dikkat benim gibi simitçinin geçmesini beklemiyor. Napıyor, adresini (hatta onu bile yazmıyormuş artık) ve kaç simit istediğini yazıp simitçisine yolluyor ve simit beş dakikada kapısına geliyor.

Nasıl yani?' dedim ilk dinlediğimde. Simitçin SMS ile mi çalışıyor?, vay be :)

Biz geri kalmışız desene...

05 Ekim 2009 Pazartesi

Elazığ'a gittim, yokum!

Yarın sabah itibariyle önce Ankara, sonra da Elazığ'a, Fırat Üniversitesi'ne, olan yolculuğum başlayacak. Üç günlük bir İletişim Sempozyumu'nda uzun süren araştırmamızın sonuçlarını sunacağız. Sempozyumda bol bol Medya ve Etik başlığı altında Türk medyası, tarafsızlık, adam kayırma, iktidar - medya arasındaki çıkar ilişkileri, meslek etiği gibi ülkemizden bol örnekli konular hakkında araştırmalar ve tartışmalar olacak. Bulgular ve tartışmalar hayli eğlenceli olacağa benziyor. Hastalığım, lütfen beni bu eğlenceden mahrum bırakma.

..ve merakla beklediğim son gün tabiki gezi programı. Bol bol fotoğraf çekebileceğim programda neler mi var?

Harput'ta kahvaltı ve gezi, Keban'da balık, Hazar Gölü'nde akşam yemeği.

Pazar'a kadar yokum. Biraz konuşup, eh biraz da gezip geleceğim.

27 Eylül 2009 Pazar

Demirsizliğimin sebebi..

...sadece ben miyim? Ne yani, yemeklerden hemen sonra içtiğim bir bardak çay (açık üstelik) ve haftada bir yediğim et yüzünden mi?

Neymiş efendim, yemeklerden hemen sonra içilen çay besinler içerisindeki demirin vücuttaki emilimini büyük oranda engelliyormuş. Kırmızı et haftada en az üç kez yenmeliymiş.

Biliyorum.



Tamam, her şeyi kabul ettim. Çayı yemekten bir saat sonra kahve ile seve seve değiştirdim. Ama et için çeşitli planlarım mevcut. Tercihen tavuk ve balık tüketicisi olan ben, kırmızı et dendiğinde köfte ve sucuktan başka şey bilmem. Adana ve Urfa'yı sadece şehir olarak anar, ağzıma koymam. İskenderi bile aylaar sonra toplu halde tüketilecekse yerim. 'Ama efendim, kırmızı eti mutlaka tüketmelisiniz, ondan alacağınız demir farklı..'. Tamam ona da peki, köfteyi de seve seve ikiye çıkarırım, ama başka yok. Hatta bu gidişle hiç olamayacak. Çünkü boşalan demir depolarını doldurmak üzere önüme çok sık sürülen her et yemeği, bana mide bulantısı olarak geri dönmekte. Hem de köfte de (!) bile. Galiba artık vejeterjanların neler hissettiklerini ucundan anlamaya başladım. Bu konu fena halde canımı ve ruhumu sıkıyor. Araştırıp bunun bir çaresine bakacağım. Uygulamalarımı da buradan paylaşacağım.


Şimdilik beni yeşil yapraklı sebzelerim ve bakliyatlarımla baş başa bırakın.


24 Eylül 2009 Perşembe

Everybody lies


"It's a basic truth of the human condition that everybody lies. The only variable is about what. The weird thing about telling someone they're dying is it tends to focus their priorities. You find out what matters to them. What they're willing to die for. What they're willing to lie for."

David Shore, House M.D.


Bazen ikisi de aynıdır.