18 Aralık 2008 Perşembe

Renklerin Düellosu

Star TV de canlı yayında izlediğimiz Gökçek-Kılıçdaroğlu Buluşmasının Melih Gökçek'in çirkefliğinin hat safhada olduğu kısmıyla ilgilenmeyeceğim, zira bu beklediğimiz birşeydi ve fakat yine de bazen ağzımın, kendisinin sergilediği tavırlara ve pişkinliğine (kendisini tanımama rağmen) büyük bir şaşkınlıkla bir karış açık kalmasına engel olamadım, belirtmeden geçemedim. Gelelim asıl konuya..

TV'de ikisini gördüğümde, dikkatimi çeken ilk şey kravatları idi. Dikkat ettiniz mi seçilen renklere? Bakınız..


"Mavi ve Kırmızı". Renkleri ve asıl anlatmak istediklerini farkettiniz mi?

İnsan duygularının renklerle ifade edilmesinin, bir iletişim biçimi olduğu artık tartışılmaz bir gerçek, her rengin insanlar üzerinde değişik psikolojik etkisinin olduğu da..Genellikle seçim dönemlerinde siyasetçilerin, seçim kampanyaları için ayrılan bütçenin hemen hemen yarısının, giyeceği gömleğin renginden, gömleğin kolunu nasıl kıvıracağına kadar verilecek mesaja göre karar veren iletişim danışmanlarına gitmesinin de en önemli sebebi beden dili ve özellikle seçilen renklerin insan psikolojisini büyük ölçüde etkileme gücü ve altında barındırdığı simgesel anlamlar.

Bakınız Kılıçdaroğlu'nun düelloya çağırdığı Gökçek, hakkındaki yolsuzluk iddialarına, pişkin ve manasız gülümsemelerinin yanında (ki onların altında da psikolojik etkiler yatmakta) kendisi için tercih edilen mavi kravatı ile cevap vermeye çalışmış çünkü mavi iletişimde güvenin, rahatlık ve huzurun rengidir. Aslında Gökçek şunu demek istiyor; akıl almaz ve alelade de olsa hakkımda yapılan yolsuzluk iddialarına inanmayın, bana GÜVENİN! ama renkler ilahi bir etki yaratamıyor ve bu sefer beden dili ele veriyor kendisini, aslında hiç rahat ve huzurlu olmadığını sinirini yatıştırmak için kullandığı manasız gülümsemelerinden anlayabiliyoruz, ee renklerin gücü de bir yere kadar tabi!

Bakınız Kılıçdaroğlu'na. Seçilen renk, iletişimde etkisi en kuvvetli renk olan kırmızı. Kırmızı renk aktif, girişken, önderlik, zafer ve güçlülük özelliklerini temsil eder. Yıkıcı bir görünüm sergilemek isteyen Kılıçdaroğlu iddialarına ve belgelerine kırmızının gücünü de katmak istemiş anlaşılan. İddiaları savururkenki sakinliğini de kırmızının hareket ve kışkırtıcılık özellikleri ile biraz olsun kırmadı mı sizce?

Uğur Dündar'da tarafsız bölge olmasının (aslında öyle olmadığı açık olsa da) verdiği sorumlulukla belki de erguvan kırmızısına yakın ve oldukça yumuşak tonda bir kravat seçerek ağırbaşlılığını ve dengeli olma özelliğini desteklemek istemiştir :)

Oldukça rahatsız edici ve tartışma denemeyecek kadar kötü bir programdan elde ettiğim zevkli çıkarımlardı bunlar...

Paylaştım mutluyum :)


13 Aralık 2008 Cumartesi

Gerçekte Kim Yalancı, Erkekler mi Kadınlar mı?

Cem Yılmaz’ın son gösterisinde savunduğu Yalancılık konusundaki teze çok gülmüştüm, sonrasında düşününce hakkaten ama ya doğru, olabilir dedirten bir şaşkınlık geldi aniden bana (gülerken düşünmek). Birkaç dostla yapılan tartışma sonucunda olabilirliği hakkında düşünülmesi gerektiğine karar verdik ciddi ciddi. Konu şu ki - izleyenler hatırlayacaklardır-, Yalancı kime denir ya da Erkekler mi daha yalancıdır yoksa Kadınlar mı? Genelde hep yalan söylemeye daha yatkın olarak atfedilen erkek bünyesi, erkekler yalancıdır yaftasını çoktan kazanmışken, Cem bu noktada şunu diyor; "Yalancı kime denir?", sonra devam ediyor; yalan söyleyemeyen insana yalancı denemez çünkü yalan söylediği ortaya çıkmışsa zaten söyleyememiştir ve doğal olarak yalancı olmaz :) Yalancı, söylediği yalan ortaya çıkmayana, yalanı işe yarayan ve farkedilmemesini başaran insana denir ki o zaman da yalan söylediği farkedilmediği için yalancı olması gerekirken yalancı olarak anılmaz çünkü yalan söylediği bilinmez. Erkek de öyle bir varlıktır ki yalan söylemek istese bile yalanı hemen ortaya çıkar, yani söyleyememiş olur bu nedenle de bu teze göre yalancı olamaz . Kadınlar ise buna göre, tam tersi o kadar ayrıntılı düşünürler ve planlarlar ki yalan söylediklerinde hiç anlaşılmaz, farkedilmez, yalan söylendiği ortaya çıkmadığı için de doğal olarak yalancı olarak bilinmezler. Aslında yalancı olan kadınlardır.
Bayanların “Hadi yaa??”, erkeklerin " Kesinlikle öyle!!" dediğini duyar gibiyim.

Sizce durum ne? Gerçekte kim yalancı, kadınlar mı erkekler mi? (tabiki genelleme yapmak hiçbir durumda doğru değil ama hep de düşünmeyelim canım düşünürken de gülelim :) )


Yalancı kim :) ??

3 Aralık 2008 Çarşamba

Kuş gibiyim kuş...

Uzun, yoğun, yorucu bir çalışma ve heyecan dolu bir sunum sonrası kuş gibiyim. Eve kapanmalar, dünyadan kopuşlar, düşünceli arkadaşlardan gelen zamansız gezme tozma istekleri (başka zaman bulamamışlar gibi!!), ee gidemeyince off'lamalar, "herkes geziyor ben ne yapıyorum"lar, uykusuz geceler, nescafe ve tüm makarna üreticilerinden komisyon talep etme düşünceleri, kağıtlar, kalemler, FF, sanallık ve fiziksel gerçeklik...arada da yalnızlık dolayısıyla çamaşır ve bulaşık!! Makarnadan gına geldiğinde yemek desteği için Yemek Sepeti'ne koca bir teşekkür, sizi seviyoruz :)! Koca bir buçuk haftamın özeti bu, şimdi ise öyle rahatladım ki..Öyle ki sunum bitip, sonrasında derin bir "ohhh" çektikten sonra bir an kalakaldım, eee şimdi ne yapacaktım? Bir buçuk hafta öyle bir odaklanmıştım ki duruma, hayattaki tek hedefim en zor hocamın dersine, bir yüksek lisans öğrencisine yaraşır bir seminer raporu ve sunumu hazırlamak ve yüzündeki memnnuniyeti görebilmek olmuştu adeta. Herşey bittiğinde ise benim için hayatın amacı da bitmişti bir an sanki, gayet saçma görünse de o anda hissettiklerim tam olarak buydu! Sonrasında çok değerli dostlarla, çok keyifli geçirilen bir akşam ve kutlamadan sonra anca kendime gelebildim, şoktan çıkmıştım, evet gerçek hayat ve hedeflerim yine yeniden benimleydi. Birkaç hafta bilgisayar ve türevlerinden uzak durma düşüncem tabiki teoride kaldı. Ama yapmaktan ısrarla vazgeçmediğim bir isteğim vardı o da sinema salonlarnıda sabahlamak..Bu sefer şans benimleydi, isteğimi yerine getirebilmem için herşey fazlasıyla mevcuttu, hemen randevuları ayarladım. Mustafa'nın vizyona girmesiyle arada kaynayan Devrim Arabaları, üniversitemin güzide sinema salonunu bir haftalığına kapatmış, mutlu mesut perşembe akşamımı ona adadım. Araya bir animasyon harikası alayım dedim ve cumartesi 19.30 a Madagaskar 2'ye söz verdim. Güldüm eğlendim hadi biraz da macera yaşayayım dedim Burn After Reading ile bayramın ikinci günü saat 17.30 da sözleştim. AROG'u bekleyemem araya bir film daha girer dedim, perşembeye Quantum of Solace'a çok istekli olmasam da radevu verdim ve son olarak AROG ile haftayı mutlu mesut bitirmeye bir hayli istekliydim, torpil yaptım ona cuma tüm günümü ayırdım.

Ohh hepsinin gönlünü (en başta kendiminkini) yaptım, asıl şimdi çok rahatım.

kuş gibiyim kuşş.. :)

20 Kasım 2008 Perşembe

Buyrun burdan dinleyin!!

Çok keyifli, eğlenceli ve yerimizde duramadığımız bir konserdeydik bu gece ve bir kez daha anladım ki müzik denen ilahi şey ruhumun gerçekten en önemli gıdası!Bu gece bu şarkılarla ruhum dinlenmeye vakit buldu adeta, çok sevdim ben bu işi çok..Hemen listemi yaptım ve paylaştım, aynı zevki tadın ve keyfi yaşayın diye...
Şarkıları söylemedim süprizzzz!!

Buyrun burdan dinleyin!


14 Kasım 2008 Cuma

Çellistanbul ve zevkten dört köşe olan ben...

Dört genç ve başarılı viyolonsel sanatçısı Çağ ERÇAĞ, Melih KARA, Ozan TUNCA, Murat BERK'ten oluşuyor Çellistanbul. Festival kataloğunu elime ilk aldığımda dikkatimi ilginç fotoğraflarıyla çekmişlerdi zaten, farklılıkları bununla kalmamış, öyle bir sahne hakimiyeti ve tarzı yaratmışlar ki hayran kalmamak elde değil. Hepsi birbirinden yetenekli ve işlerini çok sevdikleri her hallerinden belli. Çağ Erçağ Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nın solo viyolonselcisi hali hazırda, Murat Berk de Erçağ gibi Borusan Filarmonide ve ayrıca İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nda görev yapmakta. Sevgili Ozan Tunca ve Melih Kara da Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda öğretim üyesi. Konserin Bach ve Schubert'li kısımlarının yanı sıra en çok ben tarafından beklenilen parçaları Aşık Veysel'in Uzun İnce'si, Metallica The Unforgiven ve Astor Piazzola Liber Tango idi ve beklentilerimin hayli üstünde bir performansla herkesi hayran bıraktılar. Sırları da şuydu ki çalarken o kadar zevk alarak, içten, gülümseyerek çalıyorlardı ki adeta parçaları gözleri kapalı hissediyorlardı ve biz de seyirciler olarak o elektriği fazlasıyla aldık onlardan. O kadar çok keyif aldım ki, yoğun ve biraz da karmaşık geçen son bir ayımın yorgunluğunu üstümden şöyle bir sıyırıverdim. Turnelerine devam edecekler bildiğim kadarıyla, eğer gözünüz bir yerlerde afişlerine veya isimlerine takılırsa mutlaka gidin ve keyifle izleyin..

4 Kasım 2008 Salı

"Bir Mesaj Alındı!!"

Saat: 00:00,

Gelen kutusu* Yeni mesaj * Nursel:

"Bundan 8 yıl önce seni tanımaya yeni yeni başladığımda bu arkadaşlığın dostluk kıvamına gelip, tadından yenmez olacağını yürekten hissetmiştim. Hayatımın her dönemecinde bana eşlik ettin, her zorlukta beni cesaretlendirdin, yılmamı engelledin, zaman zaman hayatıma bakışımı değiştirdin. Mutluluğuma en çok sevinenlerdendin sen!! Aynı karede iken bile birbirimizi göremedik bazen, ama sınırlar hiçbir zaman olmadı bizim aramızda, tek telefon yetti yanımda olup bana eşlik etmen için! Ha bir de muhteşem keyifli geyik diye tabir ettiğimiz, saatlerin yetmediği muhabbetlerimiz...ne güzeldir beni kızdırdığında sana gerçekten kızıp surat asmak ve seni sinir etmek:) ! Erkekler marstan kadınlar venüsten tezini doğrulayan kapışmalarımız, abartmalarımız, kahkahadan kopuşlarımız, sayısı her görüşmemizde değişen kız arkadaşların(yazmadan edemedim :)) ve benim bu konuya olan gülünesi bakış açılarım...Ne keyiflidir hepsi. Bunlar hiç bitmesin dostum (kızlar kısmı bitsin tabi), hep sürsün ve hep mutlu olalım birlikte nice mutlu doğum günlerinde..."

Yarın (okuduğun an itibariyle de bugün) 5 Ekim, yani doğum günün ve benden sana bir blogger süprizi.. Doğum gününün ilk dakikalarında bu yazıyı okumuş olacak, kesin gözlerin dolacak, Beşiktaş'ın (!) ve kadının üstünlüğünü sonunda kabul edip süpriz nasıl yapılır yine yine yeniden görmüş olacaksın :)

Canım dostum, arkadaşım, kardeşim Egemen, İyi ki Doğmuşsun!!

Doğum günün kutlu olsun..!!